Anayasa Mahkemesi Süresiz Nafaka Hakkında Neden İptal Kararı Verdi?
Anayasa Mahkemesi, 4 Haziran 2026 tarihli ve E.2025/156, K.2026/131 sayılı kararıyla, Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “süresiz olarak” ibaresini iptal etti.
Kararın gerekçesi 30 Eylül 2026 tarihli ve 33386 sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı. Başvuru, Antalya 12. Aile Mahkemesi tarafından yapılmıştı.
AYM'nin kararında dikkat çeken temel nokta, yoksulluk nafakasının tamamen kaldırılması değil, nafakanın süresine ilişkin hukuki düzenlemenin yeterince belirli ve öngörülebilir olup olmadığıdır.
AYM'nin İncelediği Düzenleme Neydi?
İtiraz konusu düzenleme, Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan:
“...süresiz olarak nafaka isteyebilir.”
şeklindeki bölümdür.
TMK m.175'in genel sistematiğine göre boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek taraf, belirli şartların bulunması hâlinde diğer taraftan yoksulluk nafakası talep edebilmektedir.
Anayasa Mahkemesi ise incelemesini “süresiz olarak” ibaresiyle sınırlı olarak gerçekleştirmiştir.
Bu nedenle karar:
yoksulluk nafakasını tamamen kaldırmıyor,
tüm nafaka türlerini ortadan kaldırmıyor,
iştirak nafakasını düzenlemiyor,
tedbir nafakasını kaldırmıyor.
Kararın doğrudan konusu, yoksulluk nafakasının süresiz olarak talep edilmesine ilişkin ibaredir.
AYM'nin Kararında Hangi Anayasa Maddeleri Esas Alındı?
Anayasa Mahkemesi, “süresiz olarak” ibaresini Anayasa'nın 2., 5. ve 17. maddelerine aykırı buldu.
Bu maddeler sırasıyla;
Anayasa m.2: Hukuk devleti ilkesi,
Anayasa m.5: Devletin temel amaç ve görevleri,
Anayasa m.17: Kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi
bakımından değerlendirme konusu yapıldı.
Dolayısıyla AYM'nin gerekçesinde yalnızca ekonomik bir değerlendirme yapılmadı.
Nafaka düzenlemesi aynı zamanda hukuki güvenlik, belirlilik, ölçülülük ve kişilerin temel hakları üzerindeki etkileri bakımından ele alındı.
AYM'ye Göre Asıl Sorun Neydi?
Kararın önemli noktalarından biri, mevcut düzenlemenin nafakanın süresini belirleme konusunda yeterince açık bir hukuki çerçeve oluşturup oluşturmadığıdır.
AYM'nin gerekçesinde, yoksulluk nafakasının süresinin belirlenmesinde somut olayın özelliklerinin ve haklı sebeplerin dikkate alınmasına imkân sağlayacak bir sistem kurulması gerektiği yönündeki değerlendirmeler öne çıkmaktadır.
Başka bir ifadeyle mesele:
“Nafaka ödenmeli mi, ödenmemeli mi?”
sorusundan ibaret değildir.
Asıl meselelerden biri:
“Nafakanın ne kadar süreyle ödeneceği hangi hukuki ölçütlere göre belirlenmelidir?”
sorusudur.
Süresiz Nafaka Her Durumda Aynı Sonucu Doğurabilir mi?
Anayasa Mahkemesi'nin gerekçesinde, boşanma sonrasında ortaya çıkan ekonomik durumların her olayda aynı olmadığına ilişkin değerlendirmeler bulunmaktadır.
Örneğin;
evliliğin süresi,
nafaka alacaklısının yaşı,
eğitim durumu,
sağlık durumu,
çalışma imkânları,
ekonomik ihtiyaçları,
kendi imkânlarıyla bu ihtiyaçlarını karşılayabilme kapasitesi
gibi faktörler nafaka süresinin değerlendirilmesinde önem taşıyabilecek unsurlar arasında ele alınmıştır.
Bu yaklaşım, nafakanın süresinin belirlenmesinde somut olayın koşullarının dikkate alınmasına yönelik daha belirgin bir sistem ihtiyacına işaret etmektedir.
Nafaka Alacaklısı ile Nafaka Yükümlüsü Arasında Denge
Yoksulluk nafakasının temel amaçlarından biri, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eşin korunmasıdır.
Ancak nafaka yükümlüsü açısından da nafaka borcunun ekonomik sonuçları bulunmaktadır.
AYM'nin gerekçesinde bu iki menfaat arasında makul bir denge kurulması gerektiği vurgulanmaktadır.
Bu nedenle yeni düzenlemenin yalnızca nafaka alacaklısını veya yalnızca nafaka yükümlüsünü esas alan tek taraflı bir sistem yerine, somut olayın koşullarını dikkate alan ve öngörülebilir kriterler içeren bir yapı oluşturması önem taşımaktadır.
Hukuki Belirlilik Neden Önemli?
Hukuk devletinin temel unsurlarından biri hukuki belirlilik ve öngörülebilirliktir.
Kişiler;
hangi durumda nafaka ödeyeceğini,
nafakanın hangi koşullarda devam edeceğini,
hangi şartlarda sona ereceğini,
nafakanın süresinin nasıl belirleneceğini
makul ölçüde öngörebilmelidir.
AYM'nin kararındaki temel tartışmalardan biri de mevcut düzenlemenin nafakanın süresine ilişkin bu öngörülebilirliği yeterli düzeyde sağlayıp sağlamadığıdır.
Bu açıdan karar, yalnızca “süresiz nafaka” tartışması değil, aynı zamanda hukuki belirlilik ve ölçülülük tartışmasıdır.
AYM Yeni Nafakanın Kaç Yıl Olacağını Belirledi mi?
Hayır.
Bu noktanın özellikle altı çizilmelidir.
Anayasa Mahkemesi:
1 yıl,
3 yıl,
5 yıl,
10 yıl
gibi belirli bir süre belirlememiştir.
Mahkeme, yasama organının oluşturacağı yeni düzenlemede nafaka süresinin belirlenmesine ilişkin açık ve öngörülebilir bir hukuki çerçeve oluşturulması gerektiğine işaret etmiştir.
Dolayısıyla kamuoyunda tartışılan belirli süre modellerinin AYM tarafından kararlaştırıldığı söylenemez.
Hâkim Nafaka Süresini Belirleyebilecek mi?
AYM'nin gerekçesi, yeni düzenlemede hâkime somut olayın koşullarını değerlendirme imkânı sağlayan bir sistem kurulabileceğine işaret etmektedir.
Ancak bunun hangi usul ve kriterlerle uygulanacağı kanun koyucunun yapacağı yeni düzenlemeye bağlıdır.
AYM kararından doğrudan:
“Bundan sonra hâkim her nafakaya istediği süreyi verecek.”
şeklinde bir sonuç çıkarılamaz.
Yeni sistemin sınırlarını kanun belirleyecektir.
Hangi Kriterler Nafaka Süresinde Dikkate Alınabilir?
AYM'nin gerekçesinde dikkat çeken kriterler arasında şunlar bulunmaktadır:
Evliliğin süresi
Nafaka alacaklısının yaşı
Eğitim durumu
Sağlık durumu
Ekonomik ihtiyaçlar
Çalışma imkânları
Kişinin kendi imkânlarıyla ihtiyaçlarını karşılayabilme kapasitesi
Bu kriterlerin tamamının yeni kanunda nasıl düzenleneceği henüz kesinleşmiş değildir. Ancak AYM'nin gerekçesi, yeni düzenlemenin somut olayın özelliklerini dikkate alan kriterlere dayanması gerektiği yönünde önemli bir çerçeve ortaya koymaktadır.
Süresiz Nafakanın Devam Etmesini Gerektiren Durumlar Olabilir mi?
AYM kararının önemli noktalarından biri de yeni sistemin her durumda mutlaka süreli nafaka öngörmek zorunda olmadığına ilişkin değerlendirmedir.
Başka bir ifadeyle karar, bütün nafakaların mutlaka belirli ve kısa bir süreyle sınırlandırılmasını zorunlu kılan bir düzenleme değildir.
Önemli olan, süresiz veya daha uzun süreli nafakayı gerektiren durumların açık, belirli ve öngörülebilir kriterlere bağlanmasıdır.
Bu nedenle AYM kararını:
“Artık hiçbir şekilde süresiz nafaka verilemeyecek.”
şeklinde yorumlamak da doğru değildir.
AYM Neden Kararın Yürürlüğünü 9 Ay Erteledi?
Anayasa Mahkemesi, iptal kararının hemen yürürlüğe girmesi hâlinde hukuki boşluk oluşabileceğini değerlendirdi.
Bu nedenle iptal hükmünün yürürlüğe girmesi dokuz ay süreyle ertelendi.
Karar 30 Eylül 2026 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlandığı için dokuz aylık süre sonunda iptal hükmünün yürürlüğe girmesi öngörülüyor.
Bu erteleme, kanun koyucuya yeni düzenlemeyi hazırlayabilmesi için süre tanınması açısından önemlidir.
Yeni Yasal Düzenlemede Neler Belirlenmesi Gerekecek?
AYM kararının ardından yeni yasal düzenlemenin özellikle şu konuları açıklığa kavuşturması gerekecektir:
Yoksulluk nafakasının hangi şartlarda bağlanacağı,
Nafaka süresinin hangi kriterlerle belirleneceği,
Hâkimin takdir yetkisinin sınırları,
Sürenin uzatılabileceği durumlar,
Uzun süreli veya süresiz nafakayı gerektiren hâller,
Nafakanın sona erme koşulları,
Mevcut nafakalar bakımından geçiş hükümleri.
Bu başlıkların nasıl düzenleneceği, önümüzdeki dönemde yapılacak kanuni düzenlemeyle netleşecektir.
AYM Kararı Mevcut Nafakalar Açısından Ne Söylüyor?
AYM'nin iptal kararı, mevcut nafaka kararlarının tamamının kendiliğinden ortadan kalktığını söylememektedir.
Bu nedenle kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasıyla birlikte bütün nafaka ödemelerinin sona erdiği sonucuna ulaşmak doğru değildir.
Mevcut nafakalar bakımından;
kesinleşmiş mahkeme kararının içeriği,
nafakanın bağlanma şartları,
tarafların güncel ekonomik durumları,
TMK m.176 kapsamında ortaya çıkan değişiklikler
ayrıca değerlendirilmelidir.
AYM Kararının Hukuki Önemi Nedir?
AYM'nin 2026 tarihli kararı, Türkiye'de yoksulluk nafakasının süresine ilişkin hukuki çerçevenin yeniden ele alınmasını gerektiren önemli bir anayasal karar niteliğindedir.
Kararın temel etkisi, “süresiz nafaka” uygulamasının yerine doğrudan belirli bir süre getirmek değildir.
Asıl mesele, nafakanın süresinin;
belirli,
öngörülebilir,
somut olayın özelliklerini dikkate alan,
tarafların temel hakları arasında denge kuran
bir hukuki sistem içerisinde düzenlenmesidir.
Yeni düzenlemenin içeriği kesinleşmeden, AYM kararından belirli bir nafaka süresi veya tek tip uygulama sonucu çıkarmak mümkün değildir.