IBAN Mağduru Kavramının Hukuki Boyutu ve Hesabını Kullandıran Kişinin Ceza Sorumluluğu
Son yıllarda internet üzerinden gerçekleştirilen dolandırıcılık olaylarında sıkça karşımıza çıkan bir ifade var: “IBAN mağduru.”
Sahte iş ilanları, kolay kazanç vaatleri, yatırım teklifleri veya farklı internet yöntemleriyle kandırılan kişilerden banka hesaplarını, kartlarını ya da hesap bilgilerini üçüncü kişilere kullandırmaları istenebiliyor. Bu hesaplar daha sonra başka kişilerin dolandırılması amacıyla kullanılabiliyor.
Bu noktada önemli bir hukuki soru ortaya çıkıyor:
Hesabını kullandıran kişi mi mağdur, yoksa parasını kaybeden kişi mi?
Sorunun cevabı, olayın nasıl gerçekleştiğine ve kişinin olay içerisindeki gerçek rolüne göre değişebilir. Çünkü günlük hayatta kullanılan “IBAN mağduru” ifadesi ile ceza hukukundaki mağdur kavramı aynı anlama gelmemektedir.
“IBAN mağduru” hukuki bir kavram mı?
Öncelikle belirtmek gerekir ki “IBAN mağduru” ceza hukukunda teknik bir hukuki kavram değildir. Bu ifade daha çok kamuoyunda, banka hesabını veya ödeme aracını başka kişilerin kullanımına açtıktan sonra hesabının bir dolandırıcılık olayında kullanıldığını ileri süren kişiler için kullanılmaktadır.
Ancak bir kişinin hesabını kullandırmış olması, onun otomatik olarak mağdur olduğu veya otomatik olarak suçlu olduğu anlamına gelmez.
Ceza sorumluluğunun belirlenmesinde kişinin olaydan ne bildiği, hangi amaçla hareket ettiği, dolandırıcılık faaliyetinden haberdar olup olmadığı ve eylemin gerçekleşmesine ne ölçüde katkı sağladığı önem taşır.
Dolayısıyla her dosyanın kendi delilleri üzerinden değerlendirilmesi gerekir.
Parasını kaybeden kişi neden mağdur konumundadır?
Dolandırıcılık olayının doğrudan hedefi olan ve parasını kaybeden kişi açısından durum daha açıktır.
Bir kişinin hileli yöntemlerle kandırılması ve bunun sonucunda parasını başka bir hesaba göndermesi halinde, doğrudan ekonomik zarara uğrayan kişi suçtan zarar gören kişi, yani mağdur konumundadır.
Üstelik zarar yalnızca gönderilen paranın miktarından ibaret olmayabilir.
Kişinin birikimi, kredi kullanarak elde ettiği para, ailesinin ihtiyaçları için ayırdığı bütçe veya uzun süre boyunca biriktirdiği maddi kaynak dolandırıcılık nedeniyle kaybedilmiş olabilir.
Bu nedenle “IBAN mağduru” tartışılırken, hesabın sahibi ile parasını kaybeden kişinin hukuki konumlarını birbirine karıştırmamak gerekir.
Hesabını kullandıran kişi hiç mi mağdur değildir?
Burada daha dikkatli bir değerlendirme yapmak gerekir.
Bir kişi, hesabını üçüncü bir kişinin kullanımına açarken gerçekten kandırılmış olabilir. Örneğin kendisine bir iş teklif edilmiş, hesabının yalnızca maaş ödemesi veya para transferi amacıyla kullanılacağı söylenmiş ve hesabının dolandırıcılıkta kullanılacağını bilmemiş olabilir.
Bu kişinin de aldatılmış olması mümkündür.
Ancak kişinin kandırılmış olması ile ceza hukuku bakımından “mağdur” sıfatını taşıması aynı şey değildir.
Özellikle dolandırıcılık dosyalarında hesabını kullandıran kişi, olayın niteliğine göre şüpheli veya sanık olarak dosyada yer alabilir. Bu kişinin gerçekten kandırılıp kandırılmadığı ise savunma kapsamında ileri sürülebilecek ve delillerle ortaya konulması gereken bir husustur.
“Ben de mağdurum” demek yeterli mi?
Hayır.
Bir kişinin “Ben de kandırıldım” veya “Ben de mağdurum” şeklindeki açıklaması tek başına ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Önemli olan, bu iddianın olayın diğer unsurlarıyla ve somut delillerle desteklenebilmesidir.
Örneğin;
- Hesabın neden ve hangi amaçla verildiği,
- Hesabı kullanan kişiyle nasıl iletişim kurulduğu,
- Sahte iş ilanı veya teklifin içeriği,
- Para hareketlerinden kişinin haberdar olup olmadığı,
- Dolandırılan kişilerle doğrudan iletişim kurulup kurulmadığı,
- Hesap sahibinin para transferlerinden nasıl yararlandığı,
- Olayın devamında herhangi bir işlem yapıp yapmadığı
gibi hususlar önem taşıyabilir.
Bu nedenle savunmanın yalnızca “Ben de mağdurum” cümlesine dayanması yerine, kişinin olay içerisindeki gerçek rolünü ortaya koyması gerekir.
Hesabını kullandırmak ile dolandırıcılığı gerçekleştirmek aynı şey değildir
IBAN dosyalarında en önemli ayrımlardan biri de budur.
Dolandırıcılık planını hazırlayan, mağdurla iletişim kuran, hileli işlemleri yöneten ve para transferlerini organize eden kişi ile yalnızca hesabını veya ödeme aracını kullandırdığı ileri sürülen kişinin olay içerisindeki konumu aynı olmayabilir.
Ceza hukukunda kişinin kastı, eylemi ve suça yaptığı katkı önem taşır.
Bu nedenle yalnızca hesabın kişinin adına olması, tek başına bütün dolandırıcılık faaliyetinin o kişi tarafından gerçekleştirildiği sonucunu doğurmaz.
Aynı şekilde kişinin hesabını kullandırmış olması da otomatik olarak ceza sorumluluğunun bulunmadığı anlamına gelmez.
Her iki ihtimalde de somut olayın bütün yönleri değerlendirilmelidir.
Yeni düzenleme neden önem taşıyor?
Yeni düzenleme ile hesabını veya ödeme aracını kullandıran kişilerin ceza sorumluluğu bakımından, dolandırıcılığı aktif şekilde gerçekleştiren kişiler ile katkısı belirli bir sınırda kalan kişiler arasında ayrım yapılması amaçlanmaktadır.
Burada temel mesele, kişinin dolandırıcılık faaliyetindeki gerçek rolünün ortaya çıkarılmasıdır.
Hesabını kullandıran herkesin otomatik olarak yeni düzenlemeden yararlanacağını düşünmek doğru değildir.
Düzenlemenin uygulanabilmesi bakımından kişinin dolandırıcılık suçuna katkısının yalnızca banka hesabını, banka kartını veya ödeme aracına ilişkin bilgileri üçüncü kişilerin kullanımına sunmakla sınırlı olup olmadığı önem taşımaktadır.
Eğer kişi dolandırıcılık planının hazırlanmasına, mağdurun kandırılmasına, para transferlerinin yönetilmesine veya suçun gerçekleştirilmesine aktif biçimde katılmışsa, durum farklı değerlendirilebilir.
Peki asıl mağdur kim?
Soruyu tek cümleyle cevaplamak gerekirse:
Parasını dolandırıcılık nedeniyle kaybeden kişi, suçtan doğrudan zarar gören mağdur konumundadır.
Bununla birlikte, hesabını kullandıran kişinin de başka bir yöntemle kandırılmış olması mümkündür. Ancak bu durum onun ceza dosyasındaki sıfatını kendiliğinden değiştirmez.
Bir olayda bir kişinin hem kandırılmış olması hem de hesabının başka bir kişinin dolandırılmasında kullanılması mümkündür. Bu nedenle “IBAN mağduru” ifadesi, hukuki değerlendirmeyi tek başına belirleyen bir kavram olarak kullanılmamalıdır.
Asıl belirlenmesi gereken;
Kim kandırıldı? Kim zarar gördü? Kim neyi biliyordu? Kim hangi eylemi gerçekleştirdi? Ve bu eylemler hangi delillerle ispatlanabiliyor?
sorularıdır.
IBAN dolandırıcılığı dosyalarında deliller neden kritik?
Bu tür dosyalarda tarafların anlatımları kadar dijital ve finansal deliller de önem taşır.
Banka hesap hareketleri, dekontlar, yazışmalar, telefon kayıtları, ekran görüntüleri, sosyal medya konuşmaları ve olayın nasıl geliştiğini gösteren diğer belgeler, kişinin olay içerisindeki rolünün belirlenmesine yardımcı olabilir.
Özellikle hesabını kullandıran kişi bakımından, hesabın hangi şartlarda ve hangi amaçla verildiğini gösteren deliller önem kazanabilir.
Parasını kaybeden kişi bakımından ise para transferini, dolandırıcılık eylemini ve uğranılan zararı ortaya koyabilecek belgelerin korunması önemlidir.
Mağdurun zararı ne olacak?
Hesap sahibinin kusurunun veya ceza sorumluluğunun daha hafif değerlendirilmesi, parasını kaybeden kişinin zararının önemini ortadan kaldırmaz.
Ceza soruşturması veya kovuşturması kapsamında zararın giderilmesi ve somut olayın özelliklerine göre etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gündeme gelebilir.
Bunun yanında, uğranılan zararın giderilmesi bakımından ceza yargılamasının yanında ayrıca hukuki yolların değerlendirilmesi de gerekebilir.
Bu nedenle IBAN dolandırıcılığı dosyalarında yalnızca “hesap sahibi ceza alacak mı?” sorusuna odaklanmak yeterli değildir.
Mağdurun parasının nasıl geri alınabileceği ve hesabını kullandıran kişinin gerçek hukuki konumunun ne olduğu birlikte değerlendirilmelidir.
Sonuç: “IBAN mağduru” demek dosyayı açıklamaya yetmez
IBAN dolandırıcılığı dosyalarında en büyük hata, olayın bütününü yalnızca hesap hareketine bakarak değerlendirmektir.
Bir hesabın dolandırıcılıkta kullanılmış olması önemli bir delil olabilir; ancak tek başına kişinin dolandırıcılık kastıyla hareket ettiğini kesin olarak ortaya koyduğu söylenemez.
Aynı şekilde hesabını kullandıran kişinin “Ben de kandırıldım” demesi de tek başına yeterli değildir.
Hukuki değerlendirme; kast, eylem, bilgi düzeyi, olay içerisindeki rol, para hareketleri ve diğer delillerin tamamı birlikte ele alınarak yapılmalıdır.
Dolandırıcılık sonucunda parasını kaybeden kişi bakımından ise mağduriyetin ve zararın giderilmesi ayrı bir önem taşımaktadır.
Kısacası mesele yalnızca “IBAN kimin?” sorusu değildir.
Asıl soru şudur:
“Bu kişi olayın neresindeydi ve bunu hangi deliller gösteriyor?”
IBAN dolandırıcılığı dosyalarında doğru hukuki değerlendirme, ancak bu sorunun somut deliller üzerinden cevaplanmasıyla mümkündür.
Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacı taşımaktadır. Her dosyanın kendi olay ve delil yapısı farklı olduğundan, somut olay bakımından ayrıca hukuki değerlendirme yapılması gerekir.